Reklam
Vakıf Katılım
Tarih : 2026-06-03 11:34:54

Kurtulmuş: BM New York'taki bir kafeden farksızdır

Kurtulmuş'un konuşmasında satır başları şu şekilde:

''Yakın dönemlerde insanlığın gördüğü en büyük değişim ve dönüşüm döneminin içerisinden geçiyoruz. Hemen hemen hayatın her alanında fevkalade büyük değişikliklerin yaşandığı, eskiye ait olan dengelerin tamamının yok olduğu, yeni birtakım arayışların ortaya çıktığı bir dönemdeyiz. Sadece ülkeler ve bölgeler arasındaki çatışmalar, gerilimler ya da ülkelerin kendi iç çatışmaları ve gerilimlerini kastetmiyorum; bunun da ötesinde göçmen meselesinden küresel ısınmaya kadar, açlıktan küresel kıtlığa, insanların yoksulluğunun artık dayanılmaz boyutlara vardığı Afrika ve Asya’daki yoksulluğun yeni almış olduğu hale baktığımızda maalesef şunu söyleyebiliriz ki krizler yaygındır ve krizlerin hemen tamamı yakıcı boyutlardadır. Dünyanın hiçbir bölgesi ne kadar güvenli olarak kendisini hissederse hissetsin, küresel krizlerin etkisinden kurtulması, uzak durması mümkün değildir. Dolayısıyla bu sorunların çözümüne ilişkin müşterek, ortak küresel bakış açısı ortaya koymak ve geliştirmek mecburiyetindeyiz.

Çatışmaların ve gerilimlerin sürekli artması ve bu gerilimlerin çatışmalara dönüşmesi, küresel bir sistemin maalesef ayakta kalmamış olduğunu göstermektedir. Dünya sisteminin kurumları çökmüştür. Bu çatışmaları önlemekle görevli olan ve kuruluş metinlerine hepimizin gönülden bağlı olduğumuz Birleşmiş Milletler, açıkça ifade etmek gerekirse New York’ta bir ofisten öteye bir anlam taşımamaktadır. Hatta toplantıda ifade etmiştim: BM ne yazık ki New York’taki bir kafeden farksızdır. Etkisi olmayan, hiçbir çatışmayı çözemeyen, hiçbir agresyonu durduramayan, hiçbir suçluya “sen suçlusun” diyemeyen bir çaresizlik içerisindedir.

Allah aşkına bana söyler misiniz? Ukrayna’da yaşananları nasıl durduracaksınız? Rusya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto oyuna sahipken Ukrayna meselesinde Rusya’yı nasıl durduracaksınız? Aynı şekilde Filistin’de İsrail’in saldırılarını, sadece Gazze değil Batı Şeria’daki ve Lübnan’daki saldırılarını, arkasında Amerika Birleşik Devletleri durduğu sürece nasıl önleyeceksiniz? Birleşmiş Milletler’de istediğiniz kadar karar alın; veto oyuna sahip olan ya da arkasında veto oyuna sahip bir ülkeyi kendisine hamisi olarak kabul eden bir ülke dilediği her şeyi yapabilir durumdadır. Bu sürdürülemez bir dünya sistemidir.

Bunun için özellikle demokrasiye, insan haklarına, çatışma çözümlerine fevkalade ciddi önem veren siz değerli Finlandiyalı dostlarımızla birlikte bu alanda ortak çalışma yapmalı, yeni bir küresel siyasi mimarinin ve küresel ekonomik mimarinin kurulabilmesi için gayret sarf etmeliyiz. Biz bu anlamda her türlü iş birliğine hazır olduğumuzu dünkü toplantıda da ifade ettim. Bir kere daha burada Finlandiya Dış İlişkiler Enstitüsü’nde ifade etmek isterim.

Değerli dostlar, Avrupa kıtası da fevkalade büyük çalkantılarla karşı karşıyadır. Ukrayna meselesi sadece Rusya-Ukrayna arasında bir sorun olmanın artık çok ötesine geçmiştir. Burada şunu da açık yüreklilikle görmek ve gerekli değerlendirmeleri almak durumundayız: 2014 yılında Kırım işgal edildiğinde ne yazık ki Avrupa Kırım’ın işgaline ses çıkartmadı. O zaman Angela Merkel bazı şeyler söyledi ama onun da gücü yetmedi. Dolayısıyla görünür bir şekilde Avrupa’nın diğer bölgeleri de Ukrayna’nın diğer bölgeleri de Rusya tarafından ihlal edildi, işgal edildi. Avrupa güvenlik zafiyetinin ne kadar açık olduğunu görmüş oldu.

Arkasından NATO’nun da Avrupa güvenliği bakımından yeterince güvenli bir koruma şemsiyesi olamayacağı ortaya çıkmış oldu. Finlandiya’nın ve İsveç’in NATO’ya girmesiyle birlikte NATO ciddi şekilde güçlenmiştir. Bu ülkelerin varlığı NATO’ya taze bir kan katmıştır. Ancak NATO, güvenlik anlamındaki yeni konseptlerini geliştirmek ve çatışmaları önlemek için sadece silahlı müdahaleye değil, barış perspektifine de odaklanmak durumundadır.

Bu çerçevede NATO’nun yeni rollerinin ne olacağı konusunda, önümüzdeki süreçte Türkiye’de gerçekleştirilecek iki önemli toplantıda yeni konular gündeme gelecektir. Bunlardan birincisi 6–7 Temmuz’da Ankara’da gerçekleşecek NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, ikincisi ise 28–29 Haziran’da İstanbul’da gerçekleşecek NATO Parlamento Başkanları Toplantısıdır.

Bu toplantılarda NATO’nun yeni bir perspektife ve anlayışa kavuşması için gerekli fikirlerin gündeme gelmesini ümit ediyorum. Avrupa’nın güvenliği bakımından bir diğer önemli mesele ise Euro-Atlantik ekseninde ortaya çıkan farklılıklardır. Özellikle Sayın Trump’ın ikinci dönem iş başına gelmesiyle birlikte ABD ile Avrupa’nın güvenlik perspektiflerinde ciddi çelişkilerin ortaya çıktığı anlaşılmıştır.

Amerika ve Avrupa arasında farklı güvenlik anlayışlarının NATO bünyesinde giderilmesi gerekmektedir. Burada da ortak bir noktaya ulaşılmasının NATO’nun geleceği bakımından yararlı olacağını düşünüyoruz.

NATO ile birlikte ele alınması gereken bir diğer konu Avrupa Birliği meselesidir. Türkiye başından itibaren Avrupalı bir devlet olarak, Osmanlı Devleti kurulurken bile bir Doğu devleti değil, Rumeli’ye geçerek Avrupa topraklarında Avrupalı bir devlet olarak doğmuştur. Dolayısıyla Türklerin tarihsel yürüyüşü yönünü batıya çevirmiş, Avrupa’ya doğru yönelmiştir.

Bu çerçevede Türkiye–Avrupa Birliği ilişkilerini her zaman stratejik bir ilişki olarak görmüş ve samimi bir şekilde tam üyelik perspektifine sahip olmuştur. 1963’ten bu yana Avrupa Birliği içinde Türkiye’ye karşı önyargılı ve ayrımcı yaklaşımlar geliştirilmiştir. Buna rağmen Türkiye, bölgesinde önemli bir güç ve küresel aktör olma yolunda ilerlemektedir.

Türkiye, Avrupa için bir yük değil; tam tersine Avrupa’nın geleceği için önemli bir teminat ve zenginliktir. Avrupa’nın bunu artık anlaması gerekmektedir.

Türkiye, dünyanın en zor coğrafyasında yer almaktadır. Doğu ile Batı’nın, Kuzey ile Güney’in kesişim noktasında bulunmaktadır. Bu durumun ağır bedelleri vardır. Türkiye olarak temel yaklaşımımız, tüm sorunların diplomasi yoluyla çözülmesidir.

Rusya–Ukrayna savaşında her iki tarafla konuşabilen tek ülke olarak diplomasi masasını açık tuttuk. 2022 Mart ayında İstanbul’da taraflar arasında anlaşma zemini oluşmuş ancak bazı ülkelerin savaşın devamını istemesi nedeniyle nihai anlaşma sağlanamamıştır.

Buna rağmen Türkiye, esir takasları ve Karadeniz Tahıl Koridoru gibi girişimlerde önemli roller üstlenmiştir. Aynı şekilde Gazze konusunda da insani yardımlar ve diplomatik girişimlerle katkı sağlamaya çalışmıştır.

Kafkaslarda Azerbaycan ve Ermenistan arasında da normalleşme süreci devam etmektedir. Türkiye bu süreci desteklemektedir.

Türkiye, kendi içinde de terörle mücadelede yeni bir sürece girmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yürütülen çalışmalarla terörün sona erdirilmesine yönelik önemli adımlar atılmaktadır.

Yeni bir döneme girdik. Artık eski dünya düzeni geri gelmeyecektir. Tek kutuplu ve iki kutuplu sistemler sona ermiştir. Çok merkezli yeni bir dünya düzeni oluşmaktadır.

Türkiye bu yeni dönemde güçlü bir aktör olarak barışa katkı sunmaya, adil bir dünya düzeni kurulmasına hizmet etmeye devam edecektir.'

  Hibya Haber Ajansı

© Copyright 2026 fethiyeses.com.tr Tüm Hakları Saklıdır.
Web sitemiz Hibya Haber Ajansı Abonesidir.